Sucu ile kovanin hikayesi

Hindistanda bir sucu varmis,uzun bir sopanin iki ucundada birertane kovasi varmis ve bu kovalardan birtanesi çatlakmis. Bu sucu hergün bir sefer patronunun evine irmaktan bu iki kovayi doldurup su tasirmis, fakat eve gelene kadar çatlak olan kovadan su aktigi için her defasinda yarim olarak eve ulasirmis. Dolu olan saglam kova görevini yerine getirmenin verdigi gururla çok kabarirmis ,bunun aksine çatlak olan kova ise görevini tam olarak yerine getiremedigi için çok kahrolurmus. Bu tam iki sene böyle devam etmiş ve en sonunda çatlak olan kova dayanamayip sahibine "beni iki senedir her gün omuzunda tasiyorsun ve irmaktan eve gidene kadar içimdeki suyun yarisi çatlak olan yerimden akip gidiyor ve görevimi yerine tam olarak getiremiyorum. Neden beni atmiyorsun?" diemis. Bunun üzerine sucu "Simdi eve gidene kadar senden etrafina dikkatli bakmani istiyorum" demis. Eve gelene kadar çatlak kova etrafina bakarak yine çatlagindan su sizdira sizdira yarim olarak eve ulasmislar,sucu dönüp çatlak kovaya "Etrafina baktiginda neler gördün?"diye sormus. Kova ise"çesit çesit rengarenk çok güzel çiçekler gördüm" demis. Sucu "Dikkat ettiysen o çesit çesit rengarenk çiçekler sadece senin tarafinda vardi diger saglam kovanin bulundugu tarafta ise kurakti" demis ve eklemis" Ben iki sene önce senin tarafina iste bu çiçek tohumlarini ektim ve eve dönerken senin o çatlak olan zayif yerinden böyle yayarlanarak iki senedir patronumun masasini bu güzel çiçeklerle süsledim, iste bu sebeple seni atmadim"demis.

 


Turk atasözleri adaylari

Herkes iyiligimizi istiyor ama vermiyecegiz iste
Bir elin nesi var iki elin cetesi var
Uzum uzume baka baka kararabilir,ama korle yatanin sasi kalktigi gorulmemistir.
Her turlu iyi niyet itina ile suistimal edilir
Turiste guler yuz gosterin ki, aldatildigini anlamasin
Temiz hava garip kokar
Modadan ayrilmayan bir kadin, kendi kendine asiktir.
Atalararimiz zamaninda Orta Asya'dan cikip da ters yone gitselerdi, simdi Japon olurduk.
Yercekimini yenerseniz dunyanin yukunden kurtulursunuz
Rusvet, uluslararasi para birimidir.
Insan icat oldu. Ekoloji bozuldu.
Papaganimi konusmasi icin terorle mucadeleye verdim. Sonuctan memnunum.
Yeni Hayat, Yeni Demokrasi Hareketi, Yeni Yuzyil'dan once Yeni Harman ve Yeni Raki vardi. Demek ki Tekel daha cagdas.
Internet: Global koyun postahanesi.
Nefes alamiyorum. Atmosferi acin
Insan tecrube kazanarak hata yapmaktan kurtulur; insan ancak hata yaparak tecrube kazanabilir.
Icmek, problemlerini cozmese de sana bir suru yeni ve ilginc problem yaratir
Tam dune alisirken bugun oldu.
Basina gelenlerin daha korkuncu da olabilir, mesela benim basima da gelebilirdi
Hayat doluydum. Bosalttilar
Mouse'umun topu tutulmus windows'u acik birakipta mi yatmis naapmissa
Oldurdugu insan 8 dil biliyordu. Toplu katliamdan yargilandi.
Borc alabilmen icin once ona ihtiyacin olmadigini kanitlaman gerekir.
1961 yilinda icilen kahvelerin hatiri dolmustur. Ilgilenenlere duyurulur!
Mozomlar ikiye ayrilir: Kibar mozomlar ve kromozomlar.
Ayakkabinin kallesi ayagi arkadan vurur.
-68 kusagindan misiniz?
-Yoo hayir. 80 sonrasi buyudum.
- Alacakaranlik kusagindanim
Hayattaki en guzel seyler; kanun disi, ahlak disi ya da sismanlaticidir.
Modemim kontrolden cikti herkese kufurlu mesajlar yolluyor.
Oturdugu yerden basariya ulasan tek sey tavuktur
Ben hem muslumanim hem hristiyan..... Esdinsel
Cevre yolunda ambulansla yarisin, azraili sinir edin
Kurtlardan teklif geldi. Suruden ayriliyorum
Kimi dertten icer, kimi neseden, ben siseden iciyorum.
Buyuk jetona para vermeyin. Kucukten alip buyutun
Hayatin tadini cikar bedelini oduyorsun
Karnedeki her kirigin bir hikayesi vardir
Aglarsa anam aglar, gerisi dublaj yapar.

 


Çocuk, dedesine sormuş,


-Dede, ninemle kaç yildir evlisiniz?
-40 yildir evlat
-Peki ama dede, ben sizin kavga yaptiginizi hiç görmedim. Bunun sirri nedir?
-Otur anlatayım evlat. Bu biraz uzunca bir hikaye. Evlat, biz ninenle evlendigimizde, elde avuçta bir sey yoktu, kimsem de yoktu. Nineni, bizimkinden oldukça uzak bir köyden aldim. Nikahimiz kiyildi. Benim at arabasina, nenenin 3-5 esyasini attik ve bizim köyün yolunu tuttuk.Yolda benim atin ayagi sekti ve tökezledi. Ben, "Bu biiir" dedim. Devam ederken bir daha tökezledi, ben, u ikiiii" dedim. Köye daha epey yolumuz vardi, bizim atin ayagi bir daha tökezleyince "Bu üüüüüççç" dedim ve çektim belimden pitonu, ati orada vurdum. Ben ati vurunca, ninen basladi söylenmeye, "Biz nasil gidicez simdi, niye durup dururken ati vurdun, sende hiç akil yok mu, bu esyalari nasil görecegiz" diye... Ben de döndüm ninene "Bu biiir" dedim. O gün bugündür gül gibi geçinip gidiyoruz iste evlat.Sir bu.

 


Temel Fikrasi

Temel nisanlisi Fadime'yi gezdirmek için arabasina bindirir..Vitese atarken, eli hafif yollu nisanlisinin bacagina deger.. Fadime kipkirmizi kesilir.. Bir süre sonra evlenirler ve balayina çikarlar.. Bodrum'da otelin önüne gelince Temel kontagi kapatir.. El frenini çekerken eli yine Fadime'nin bacagina deger.. Fadime yine kizarir ve Temel'e "Ula artuk evlenduk, daha ileri gidebilursun" der..Temel arabayi çalistirir ve Kusadasi'na dogru yola koyulur!

 


SiNEK

Dokuz yasindaki oglan cocugu elinde raket, gozunu pencere camina konmus ciftlesmekte olan sineklere dikmis..
- "Anneee!!" diye bagirmis.. "Sineklerin erkegi olur mu?" Anne bu masum sorudan kuskulanmadigi icin "Olur yavrum.." cevabini verince, oglan sorusunu ikilemis:
- "Peki sinegin disisi olur mu?"
Kadin o zaman sorularin cetrefilli bir yere gidecegini sezip, yan cizmis:
- "Olmaz evladim.."
Oglan aradigi cevaplari alinca elindeki raketi hirsla sineklerin uzerine yapystyrmys| "Ibneler!"

 


PAPAĞAN

Kadının birinin canı sıkılır ve hayatında değişiklik olsun diye pet shoptan bir hayvan almaya gider. Pet shopa gidince kedi, köpek ve bir papağanın fiyatını sorar. Papağanın fiyatının cok ucuz olduğunu gören kadın sorar:
"Bu papağan neden bu kadar ucuz" .Pet shopun sahibi yanıtlar:
"Bu papagan daha önce bir genelevde duruyordu, ağzı biraz bozuktur, alanlarda ondan şikayetçi onun için fiyat ucuz."
"Kadın bu fiyatı kaçırmak istemez ve bir papağan ne kadar kötü konuşabilir ki diyerek alır evine götürür. Eve gelince kadın papağanın örtüsünü kaldırır. Yeni ortamı gören papağan
"Ooo yeni mekan, yeni patron" der.
Kadın bunlara gülüp geçer. Daha sonra evin iki kızı okuldan gelir. Papağan bunları görerek:
"Ooo, yeni mekan yeni patron, yeni kızlar" der...
Tabii kızlar saşkin. Anneleri olayı anlatınca kızlar da gülerler. Bu sırada evin babası gelir. Papağan yine açar ağzını:
"yeni mekan, yeni patron, yeni kızlar"
Sonra evin babasına bakarak:
"Oooo, Mehmet abi hoş geldin yaaa!!!"

 


Iyilik Melegi

Adam işi sebebiyle Ankara'ya uçacakmış, tam uçağa bineceği sırada bir ses duymuş; "Uçağa binme uçak düşecek". Adam korkmuş, binmemiş. Öbür uçağı beklerken haber ulaşmış;

- Ankara uçağı düştü kurtulan yok. Haydarpaşa garına gidip tren bileti almış , trene bineceği sırada yine aynı ses; "Binme bu trene, raydan çıkacak " Adam iyice korkmuş, binmemiş trene, evine dönmüş sabah gazeteyi açınca şok olmuş :

-Ankara treni raydan çıktı 234 ölü, adam şükretmiş ama Ankara'ya gitmesi lazım, bari otobüs ile gideyim demiş, bilet almış.Yine o ses; "Otobüs kaza yapacak binme" adam dayanamamış bağırmış;

-Kimsin sen yahu?
-Ben senin iyilik meleğinim. Adam iyice kızmış ;
-Ulan o zaman evlenirken niye sesini çıkarmadın?

 


Yüzme Bilmiyor

Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti. Ne yapsa makbule geçmiyor, basın hergün kendisiyle uğraşıyordu. Nihayet :

-Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun, diye düşündü ve ilan etti :
-Pazar günü saat 10'da bakan denizin üzerinden yürüyerek geçecek.

Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada. Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı. Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti. Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.

Ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu :
-Bakan yüzme bilmiyor!

 


Kötü konusmak istemiyorum!

Papaz ölmek üzere olan adamın üzerine eğilerek;
'- Ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle'...der.

Ancak adamdan ses çıkmaz.
Papaz isteğini bir kez daha tekrarlar, ama hastanın sessizliği sürer.
Sonunda Papaz kızgın bir ifadeyle;
'- Neden şeytanı ve kötülüklerini lanetlemiyorsun, bre gafil?' diye sorunca adam halsizce karşılık verir;
'- Nereye gideceğim belli olmadan kimse hakkında kötü konuşmak istemiyorum.'

 


TREN

Temel ve iki arkadasi istanbul'dan Trabzona'a gitmek üzere tren garina
giderler ilk Trabzon treni 1 saat sonradir, bileti alirlar. Ne yapalim
bir
saat diye düsünürken yemege gitmeye karar verirler. Yemekte sohbet,
muhabbet
saata bir bakarlar ki 1 saati geçmis. Hemen kosarlar tren garina ama
tren
gitmis.
Yine bilet alirlar 1 saat sonrasi için. Ne yapalim vakiti nasil
geçirelim
derken kahveye giderler. Çaylar kahveler sohbetler uzar da uzar ve
saate
baktiklarinda 1 saat olmasina 5 dakika vardir. Hemen kosarlar gara ama
trene yetisemezler.
Giseye gidip sorarlar yine Trabzon'a gidicek tren varmi diye. Gisedeki
adam
"bakin bu son tren eger bunuda kaçirirsaniz Trabzon'a
bugün dönemezsiniz" demis. Bileti almislar yine sikilmislar ne yapalim
derken pastaneye gitmeye karar vermisler. Pastalar, kekler, çörekler
muhabbet derken saate bir bakmislar ki 1 saat olmak üzere hemen
kosmuslar
gara. Tren yeni hareket ediyor, içlerinden biri uzun ilk vagonu
yakalamis,
digeri orta boylu son vagona tutmus. Tren gitmis, Temel oturmus yere
baslamis gülmeye. Gise memuru yanina gelmis."Sen ne garip adamsin. 3
treni
kaçirdin, arkadaslarin gitti, sen kaldin, aglayacagina gülüyorsun be
adam".
Temel: "Uy hemserum onlar beni geçirmeye geldiydu ben ona güleyrum"
demis
 



İŞ GÜCÜ

Temel arkadaslariyla çukur aciyormus, bir grup da çukurlari
kapatiyormus.
Ne yaptiklarini soranlara Temel söyle cevap veriyormus,
- Bir grup daha vardi, onlar da fidan dikiyordu,
bugün celmedular, piz de pizim isler ceri kalmasun diye çalisayruz.
 


BİZİM EV

Temel evlenemis.Kizin babasinin evine ziyarete gitmisler.
Gece Fadime sevismek istememis.
-Neden kaçaysun, diye sormus Temel.
-Ha pura pabamin evii, demis Fadime.
-Purasi pabanin evi de, pizim ev çerhane midur
 



PUNA HAYATMI DİİSUN

Temel, marsa gidecek ilk astronottur.
10 milyar dolarlik muhtesem bir uzay gemisi ile giden Temel'den dönüse
dek
haber alinamayacaktir.
10 yil sonra geri döndügünde flaslar patlar herkes merakla etrafini
sarar:
"Marsta hayat var mi???"
Temel omuzlarini silker: "Yok ..."
Bilim adamlari, basin ve tüm dünya hayal kirikligi içindedir. Temel'i
uçaga
bindirip Trabzona ugurlarlar.
Aksam evinde ailesi ile kendi dönüsünü seyreden Temel'in oglu sorar:
"Baba yaw hakkaten hayat yok muydu acaba?"
Temel yine omuzlarini silker:

"Haçan saat 11 dedin miydu bütün tükkanlar kapanaii! Sen puna hayat mi
diisun?"

 


HOMOLAR

Temel 20 senedir Almanya'da yasiyormus. Bir gun gocmen burosuna gidip
Almanya'dan kesin donus yapacagini soylemis. Gocmen bursundaki
almanlar
Temel'i taniyorlar, seviyorlar. Sormuslar niye donuyorsun diye.

Temel "homoseksueller yuzunden" demis. Burodakiler sasirmis "Seni
rahatsiz
filan ediyorlarsa hemen bir sikayette bulun, geregini yapariz. Buradan
bu
yuzden ayrilmana degmez demisler". Temel "Beni rahatsiz etmiyorlar"
demis.

Burodakiler yine sasirmis "Peki neden gidiyorsun?".
Temel cevaplamis :
"Burada 20 yl once homoluk yasakti, 10 yil once serbest oldu,
5 yil oncede evlenmelerine izin cikti. Homo olmak mecburi
olmadan donmek istiyorum."

 



DAHİ LAZ

Dünya Genetik Projeler Yarismasi yapiliyormus. Tüm ülkelerden genetik
profesörleri yarismaya çalismalari ile katilmis. Ilk Fransiz
profesörün
çalismasinin basina gelmisler. Jüri baskani çalismasinin ne oldugunu
sormus.
Fransiz profesör baslamis anlatmaya:
-"Ben inek genleri ile tavuk genlerini birlestirdim, Ortaya çikan
mahlukatin eti kirmizi et kadar lezzetli, beyaz
et kadar saglikli oldu" demis..
Ardindan diger çalismalari ülke ülke gezmeye baslamislar. Sira gelmis
Türkiye'den bizim Laz profesöre,
Jüri baskani:
-"Sizin çalismaniz nedir?" diye sormus.
Laz profesör anlatmis:
-"Ben demis, karpuz genleri ile hamamböcegi genlerini birlestirdim!"
Birden tüm jüri üyelerinden bir kahkaha kopmus ve baskan Laz profesöre
:
-"Bu çalisma ne ise yarar?" diye sormus.
Laz profesör:

-"Acayip ise yariyor, karpuzu kesiyosun, çekirdekleri kaçisiyoo"

 



KİM DAHA ZEKİ

Kucuk Temel'le arkadaslari sinifta aralarinda kim daha zeki diye
tartisiyorlarmis.

Kucuk Temel:
-"Ben çok zekiyimdur, uç aylikken yürümeye baslamisum."
Ordan Dursun atlar;

-"Sen habuna zekami diysun daa. Hacan ben üç yasina kadar kendimi
kucakta
tasitmisum.."

 

 

SEKRETERDEN MÜDÜRE MEKTUP
 

*Bir metni dikte ederken lütfen makosen ayakkabılarınızı sürterek odada gidip gelin, mümkünse odadan dışarı da çıkın. Ben sizin ne dediğinizi nerede olsanız duyarım zaten!
*Özellikle kişilerin ve yerlerin adını dikte ederken sesinizi iyice yavaşlatın. Asla ve asla hecelemeyin. Ben doğru yazılışı eninde sonunda bulurum nasıl olsa!
*Lütfen uzun bir paragraf yazdırdıktan sonra fikrinizi değiştirin ve her şeyi baştan yazdırın. Bunu özellikle de geri dönüşü olmayan durumlarda yapın!
*Dikte ettirmek için seçmeniz gereken zaman dilimi: öğle teneffüsü veya çıkış saatinden sonraki herhangi bir zaman!
*Bana gönderdiğiniz yazılarda ve raporlarda bir çok ok, balon, karalama ve mürekkep lekesi olsun. Bulmaca çözmeyi çok severim!
*Ben telefonda konuşurken bana bir şeyler söyleyin. Nasıl olsa iki kulağım var biriyle telefondaki kişiyi, biriyle de sizi dinlerim!
*Telefon çaldığında lütfen benim telefonumdan cevap verin. Böylece ben hiçbir telefona cevap veremeyeyim.

Alınacak ders

 

Bir karga ağacın üzerine tünemiş ve bütün gün hiçbir şey yapmadan duruyormuş. Onu gören tavşan yaklaşmış ve şöyle demiş:
”Ben de senin gibi bütün gün hiçbir şey yapmadan oturabilir miyim?”
Karga “elbette” demiş.
Tavşan karganın konduğu dalın altında yere oturmuş ve hiçbir şey yapmadan durmaya başlamış. Bir süre sonra bir tilki gelmiş ve onu yemiş....
Alınacak ders: Eğer size bir zarar gelmeden bütün gün boş oturmak istiyorsanız çok yüksek bir konumunuz olmalı.

Terapistinizin ve şefinizin farkları

 

*Terapist: Vücudunuzun sesini dinleyin. Üzerinizde baskı yapan fiziksel ve duygusal stresleri kabul edin ve onlarla yüzleşin.
*Şef: Stresinizi bilinçaltına gönderecek kadar çok çalışın.
*Terapist: Hiçbir şeyi tek başınıza yapmaya kalkmayın. İş arkadaşlarınızla, dostlarınızla yakın ilişkilerde bulunun. Böylece depresyondan uzak ve kendine güvenli bir hayat sürersiniz.
*Şef: Ofinizin kapısını kapatın ve içeriden kilitleyin. Böylece kimse içeri giremesin. Herkes sizin verimliliğinizi zedelemeye çalışıyor.
*Terapist: Eğer bir iş yerinizde durum, kişi ya da olay sizin moralinizi bozuyorsa bunu değiştirmeye çalışın. Eğer başaramazsanız işten ayrılın.
*Şef: Eğer moralinizi bozan bir şey varsa bunu bilinç altınıza itin. Bu sadece bir zayıflıktır. Daha fazla kahve için.
*Terapist: Eğer sürekli başkalarının sorumluluklarını üstlenen ve işlerini yapan biriyseniz bunu değiştirmek için adımlar atın.
*Şef: Her zaman HERŞEYİ yapmaya çalışın. Bu sizin sorumluluğunuz. Galiba işinizin gerektirdiklerini yazan kitapçığı okumadınız.
*Terapist: Hayatınızda ılımlılığı amaçlayın. Sizden ne isteniyor, amaçlarınız nedir bunları belirleyin. İş hayatınızı özel hayatınız, hobileriniz ve arkadaşlıklarınızla destekleyin.
*Şef: Salak olmayın. Tek önemli olan işteki başarınız ve verimliliğiniz.
*Terapist: Öğün atlamayın, uykunuza dikkat edin ve doktorunuzla olan randevularınızı kaçırmayın.
*Şef: Vücudunuz beyninize, beyninizde de şirketinize hizmet eder. Bunu unutmayın.

..Düsündürecek bir olay..

Jack yavaslamadan once Takometreye bakti: Hiz limitinin 50 oldugu yerde 73 ile gidiyordu ve son dort ay icerisinde dorduncu defa polis tarafindan durduruluyordu. Bir insan nasil bu kadar sanssiz olabilirdi? Jack arabasini saga cekti. "Insallah su anda yanimizdan daha hizli bir araba gecer" diye dusunuyordu.Polis elinde kalin bir not defteri ile arabadan indi. Bob? Bu Polis Kiliseden Bob degilmi?Jack iyice arabasinin koltuguna sindi. Bu durum bir cezadan daha kotuydu.Kiliseden tanidigi bir Polis, arkadas olduguna bakmaksizin birini durduruyordu. Hemde hizli gidip, trafik kurallarini ihlal ettigi icin. "Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden boyle gormemiz cok ilginc" "Merhaba Jack" Bob gulumsemiyordu. "Beni, karimi ve cocuklarimi gormek icin eve giderken yakaladin" "Evet oyle" Bob umursamaz gorunuyordu. "Son gunler eve hep cok gec geldim. Cocuklarim beni uzun suredir hic gormedi. Ayrica Diana bana bu aksam Patates ve biftek yiyecegimizi soyledi. Ne demek istedigimi anliyormusun?" "Evet ne demek istedigini anliyorum. Ayrica trafik kurallarini ihlal ettiginide biliyorum." diye cevapladi Bob. "Eyvah! Bu taktik fazla ise yaramayacak gibi. Taktik degistirmek gerekli" diye dusundu Jack "Beni kac ile giderken yakaladin?" "Yetmis. Lutfen arabana girermisin?" dedi Bob."Ah Bob,bekle bir dakika lütfen. Seni gordugum anda Takometreye baktim. Sadece 65 ile gidiyordum." "Lutfen Jack, arabana gir" diye usteledi Bob.Jack cani sikkin bir sekilde arabasina girdi, kapiyi carparak kapatti. Bob not defterine bir seyler yaziyordu."Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatini istemiyorki" diye dusundu Jack.Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamin yanina oturmaktansa, birkacPazar Jack kiliseye gitmeyecekti. Bob kapiyi tiklatiyordu. Jack arabasinin penceresini 5 cm kadar acti. Bob Jack'a bir kagit verdi ve gitti. "Ceza degil bu" diye kendi kendine soylendi Jack. Bir anda sevinmisti. Bu bir yaziydi ve kagitta sunlar yaziyordu: "Sevgili Jack, benim bir kizim vardi. Alti yasindayken cok hizli araba kullanan biri tarafindan olduruldu. Bu kazadan dolayi, adam cezalandirildi. 3 ay hapishane cezasiydi bu. Bu adam hapishaneden cikinca kendi cocuklarina sarilip, opup, onlari tekrar koklayabildi. Ama ben... Ben kizimi tekrar koklayabilip, opebilmek icin, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adami affetmeye calistim. Bin kerede basardigimi zannettim. Belki basarmisimdir, ama hala kizimi dusunuyorum. Lutfen benim icin dua et ve dikkat et Jack, tek bir oglum kaldi." Jack 15 dakika kadar bir sure yerinden kipirdayamadi. Daha sonra kendine gelip, yavas yavas evine gitti. Evine varinca, cocuklarina ve karisina sikica sarildi. Hayat cok degerli, surekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve baskalarinin hakkina saygi goster. Hicbir zaman unutma, istedigin kadar araba satin alabilirsin, ama insan hayatini......

 

 


Baba ile Oğul arasında geçen dıramatik bir olay


Zehra ile Ömer birbirini çok severek evlendiler. Zehra Ömer'in çocukluk aşkıydı ve hala çocuklukta olduğu gibi Zehra'ya her dokunuşunda içi kıpırkıpır oluyordu. Fakir iki ailenin çocuklarıydı, büyüdükleri köyü bırakıp İstanbul'a göç etmişlerdi. Gurbet yollarında hayatlarını paylaşacaklardı. Ömer yıllardır köyündeki tarla işlerinin dışında bir mesleği yoktu, iş bulması çok kolay değildi. Zar- zor geçiniyorlardı. Aşkları mali yokluklara rağmen her geçen gün artıyordu ve bir yıl sonra aşklarının meyvesi - Mustafa dünyaya gelmişti. Her ikisi de öyle mutluluk doluydular ki... !!! Ömer artık daha fazla çalışıyor, hayata daha fazla sıkı sarılması gerektiğini biliyordu, eşine ve oğluna daha iyi bir gelecek hazırlaması gerekiyordu... En büyük hayali ise eşinin halasının evindeki pencerelerde olan pembe noktalı perdelerin benzerini eşine hediye olarak bir gün alabilmek. Daha nişanlı oldukları zamanda eşinin böyle perdelere sahip olmak istediğini biliyordu ve bir gün bu perdeleri eşine alacağına kendine söz vermişti. Fakat bir türlü ev kirası, boğaz derdi, çocuk masrafları derken eşinin bu gizli hevesini yerine getiremiyordu.
Yıllar gelip geçiyordu, Mustafa altı yaşını doldurmuş, fakat çok fazla yaramaz, durduğu yerde durmuyor, sürekli yaramazlık yapan bir çocuk olarak büyüyordu. Acaba hiper-aktivmiydi? Annesi sabahtan akşama kadar onun peşinde, buna rağmen sürekli bir şeyler kırıp-dökerek günleri geçiyordu.
Ömer ise işlerini biraz sıraya sokmuş, küçük bir demirci atölyesi açmış iyi kazanmaya başlamıştı... Birkaç gün sonra evlilik yıldönümleriydi, Ömer eşinin yıllar öncesi hayallerini unutmuyor ve bu evlilik yıl dönümünde eşine sürpriz yapmaya karar vermişti.
O akşam eve geldiğinde gözleri gülüyordu, pembe noktalı tül perdelerle dolu paketler elinde eve gelmişti. Paketler açılıp, içindekileri görünce Zehra mutluluktan uçuyordu. Eşi yıllar öncesinden kalan bu hevesini unutmamış, gerçekleştirmişti. Hemen oturdukları gecekondunun pencerelerine takmıştı pembe noktalı perdeleri... Ne kadar da güzel görünüyordu !!!
Ertesi sabah uyandığında ki, heyecandan uyuduğu bile söylenemezdi, gerçekten mükemmel, gündüz daha da güzel duruyordu... Derken bu mutluluğunu komşularla da paylaşmak istediğini düşündü, hemen haber vermeliydi, gelip görsünler onlarda... Mustafa'ya sıkı-sıkı tembih etti, "Oğlum bak, ben hemen geleceğim, sakın yaramazlık yapma, perdelere de sakın dokunma, uslu-uslu evde dur, yemeğini bitir."
Geri komşularıyla geldiğinde şok geçirdi. Mustafa almış makası bütün perdeyi kırmızı noktalarından delmiş, şerit haline getirmişti... Bu kadar yıllık özlemi ve hayali... Zehra şok geçiriyordu, oğlunu bir güzel dövse de perdeler artık çaputtan başka bir şey değildi. Akşam eve Ömer geldiğinde köşede şerit halinde duran perdeleri görünce bir dayak da o attı oğluna. Fakat ertesi sabah daha ilginç bir ceza aklına geldi. Perdeden bir şerit alıp oğlunun ellerini sıkıca bağlamaya karar verdi, bir daha yaramazlık yapmasın, böylece biraz da annesi rahat edecekti. Sıkı-sıkı eşine de tembihledi "Sakın ben yokken ellerini açma" diye ve işe gitti. Mustafa gündüz annesine ne kadar da yalvarsa annesi yaptığını affedemiyordu ve eşinin tembihlediği gibi oğlunun ellerini hiç açmadı, akşam Ömer de oğlunun yalvarışlarına kulak vermedi, Mustafa üçüncü gününde artık acıdan kıvranmayı bırakmış, kaderini kabullenmiş gibiydi. Dördüncü gün sonunda babası artık ellerini bağlı oldu perde şeridinden serbest bırakmıştı. Mustafa'nın elleri hafif morarmıştı, anne-babası ise fakat fark etmelerine rağmen önem vermemişlerdi. Birkaç gün daha geçmişti, annesi morlukların geçmediğini ve artık endişelenmeye başladığını söylüyordu eşine ki, morluklar daha da büyümeye başlamış, her geçen gün artıyordu... Üç hafta geçmişti, doktora götürmeye karar verdiler,oraya gittiklerinde acı gerçeği öğrenmişlerdi ve geç kalmışlardı, Mustafa'nın elleri kangren olmuştu. "Ney oldu bu çocuğun ellerine böyle, neden bu güne kadar getirmediniz bu çocuğu?" sorularına bir birine bakarak cevaplayamıyorlardı Ömer ile Zehra.... Ney yapmışlardı, en çok sevdikleri varlıkları olan oğullarına nasıl olurda bu kadar acımasız davranmışlardı?! Yapılacak bir şey yoktu artık, Ömer kendi kucağında oğlunu ameliyata götürüyordu, elleri kesilecekti... Aksi halde kangrenin büyümesi kaçınılmazdı...
Oğullarının elleri kesilmişti... Fakat bunu ona nasıl ve kim söyleyecekti? Büyüyünce nasıl anlatacaklardı bu durumu?! Taburcu edileceği gün olmuştu. Sargıları açıldı, anne-babası Mustafa'ya anlatmaya çalıştılar, kolay değildi, Mustafa ellerinin kesildiğini gördüğünde babasına "Nolur baba, söyle doktor amcaya diksin onları yerine, asla bir daha yaramazlık yapmayacağım..."
Bu acı dayanamazdı... Annesi de dayanamamıştı, hastaneden fırladı, asla bir daha onu kimse hiçbir yerde görmedi, babası ise bir hafta sonra fakirlik içinde fakat mutlu olarak geçirdikleri ve bir kösesinde hala şerit halinde duran perdenin olduğu odada; kırmızı noktalı perdeden aldığı şeritlerle kendini asmış bulundu ve bıraktığı notta "beni affet oğlum, benim sana bunları yapmaya hakkım yoktu..." yazıyordu...

 

ÖGRENDiM Ki!

* Yıllar sonra ögrendimki... Kimseyi sizi sevmeye zorlayamassınız.
* Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, gerisiniz karşı tarafa bırakırsınız.
* Güveni geliştirmek yıllar alıyor. yıkmak bir dakika.
* Hayatında nelere sahip olduğun değil kiminle olduğun önemli.
* Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün, ama sonrası için birşeyler yapabilmek gerek.
* Kendini en iyilerle kıyaslamak değil, o durumda ne yaptıkların önemli.
* İnsanların başına ne geldiği değil, o durumda ne yaptıkları önemli.
* Ne kadar küçük dilimlersen dilimle her işin iki yüzü vardır.
* Olmak istediğim insan olbilmem çok vakit alıyor.
* Karşılık vermek düşünmekten çok daha basit.
* Bütün sevdiklerinden iyi ayrılman gerek. hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
* ''Bitti'' dediğin andan itibaren pilinin bitmesine daha çok var.
* Sen tepkilerini kontrol edemezsen. tepkilerin hayatını kontrol eder.
* Kahraman dediğimiz insanlar bir şey yapılması grektiğinde, yapılması gereken şartlar ne olursa olsun yapanlar.
* Affetmeyi ögrenmek deneyerek oluyor.
* Bazı insanlar sizi çok seviyor ama, bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
* Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz, bazıları hiç karşılık vermiyor.
* Para ucuz bir başarı.
* Düştügün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır.
* İki insan aynı şeye bakıp tamamen farklı şeyler görebilir.
* Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.
* Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar daha uzun yol alıyor.
* Hiç tanımadığın insanlar. iki saat içinde Senin hayatını değiştirebilir.
* Karşındakini kırmamak ve inançları savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
* Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmezGerçek aşklarında da !
* Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok. Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
* Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi,sevgi ve güven ögrenebilirsiniz. Aile her zaman biyolojik değil.
* Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebillir. Onları affetmek gerekir.
* Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekir.
* Yüreğimiz ne kadar ken ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
* Şartlar ve olaylar, kim olduğunuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
* İki kişi münekaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
* Her problem kendi içinde fırsat saklar. Ve problem fırsatın yanında cüce kalır.
* Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığınuzun süre sürüyor........